Kitap

Isabelle, Andre Gıde…

Büyük ve köklü bir bankamızın İstanbul Taksimdeki kültür yayın satış yerini gezmeyi bir kitapsever olarak çok severim. Her gezişimde de ister elimde o an okuyacak üç kitabım olsun mutlaka üç kitap daha alırım (eskiden bu ona on oluyordu da azalttım artık çünkü hemen okuyamadığım her kitap üstümde baskı kuruyordu adeta:)…). Bu sefer aldıklarımdan biri de Andre Gıde’nin Isabelle romanı oldu. Açıkçası yazarı daha önce duymamıştım ama 87 sayfalık bir roman hem de 1947 yılından ödüllü bir roman olunca merakıma yenik düştüm ve fazla incelemeden aldım.

Isabel novellasının konusu:

Pastoral bir yaşantının ortasında yer alan bir aristokrat malikânesi maddi yokluğun artmasıyla elden çıkmak üzeredir. Evin büyükhanımı artık çok hastadır. Evde yaşayanlar büyük bir sırrı yıllarca saklamışlar ve kendi içlerine dönük yaşamaya devam etmişlerdir. Genç bir akademisyen olan Gerard Lacase doktora tezinin araştırması için Normandiya’daki Floche ve Saint- Aureol ailelerinin kaldığı bu şatoya gelir. Bu kasvetli şatonun kütüphanesinde yer alan oldukça önemli eserleri incelerken eski bir mektup bulur. Lacase daha sonra da bir portrede suretini gördüğü kadına adetâ aşık olur. Artık Lacase’in neredeyse tek amacı, bütün sırları bildiğini düşündüğü rahipten her şeyi öğrenmeye çalışarak, büyük sırrı açığa çıkarmak olmaya başlar. Sır açığa çıktığında düşündüğü gibi midir?

Andre Gıde kimdir?

Fransa’nın Paris şehrinde Kasım 1869 yılında dinî alışkanlıkların sıkı uygulandığı bir evde dünyaya gelmiştir. Babası hukuk fakültesinde profesör olan Gıde 11 yaşında babası ölünce başta annesi olmak üzere ailedeki diğer kadınların koyduğu katı kurallarla yaşamaya devam etmiş, henüz yirmili yaşlarındayken yazar olmaya karar vermiş ve ilk kitabını yayınlatmış ama başarılı olamamış. Sık sık Kuzey Afrika gezilerine çıkmış. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kızılhaç ve diğer insani yardım kuruluşlarıyla birlikte çalışmalar yürütmüş. Kuzey Afrika’ya 1942 yılında tekrar geri dönmüş ve 1947 yılında Nobel Ödülü’nü almış 1951 yılında da vefat etmiş.

Sonuç:

Sanki çocukluk yıllarımdaki bazı kasvetli dizileri izler gibi okudum bu novellayı… Güzeldi ama çok da etkileyiciydi diyemem.

Herkese göre durum değişebilir ve de yazıldığı dönemde nasıl bir rağbet gördüğünü de bilemeyiz değil mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir