Matt Haig kendi adıyla anılan bir blog sayfasında , The Humans adlı romanı için şöyle diyor:
Bu, en çok gurur duyduğum kitap. Daha önce hiç böyle bir şey yazmadım ve muhtemelen bir daha da yazmayacağım. Beğenip beğenmeyeceğinizi bilmiyorum. Gerçekten beğenmenizi umuyorum. Bu konuda çok gerginim. Nedenini gerçekten bilmiyorum. Aslında biliyorum. Çünkü kişisel bir kitap. İçine sahip olduğum her şeyi koydum, bu yüzden insanlar beğenmezlerse beni de beğenmiyorlar demektir, çünkü dünyaya sunabileceğim en iyi şeyler bu kitabın sayfalarında saklı. Size içinde uzaylı olan bir kitap olduğunu söylemek istemiyorum, çünkü uzaylı içeren kitapları sevmeyebilirsiniz, ben de sevmiyorum. Bu bir aşk hikayesi, bir cinayet hikayesi ve “burada ne için varız?” hikayesi. İnsanlar hakkında. Bu yüzden başlığı böyle koydum. İnsanlar. Gördünüz mü?
Ben de kitabı okurken yer yer çok güldüm yer yer de rahatsız oldum. Bir kere insana insan olmayan bir yaratığın gözünden bakmayı denedim de ne kadar zormuş! Biz hep “…uzaylılar geldi, gelecek…” denildiğinde kafamızda bir yaratık canlandırıyoruz ya da bilim kurgu filmlerinde canlandırılmış bazı yaratıkların görüntülerini göz önüne getiriyoruz da kendimizi onların nasıl göreceğini düşünmüyoruz, düşünecek olsak da muhtemelen “…ne var canım dış görünüşümüz çok güzel, dünya üzerinde çeşit çeşit dillerde konuşan medeni canlılarız…Çeşit çeşit ve güzel kıyafetlerimiz var…” gibi şeyler söyleriz sanırım…
Oysa Matt Haig’in romanında, matematik dahisi profesör Andrew Martin’i öldürüp yerine geçen uzaylı, metnin bir yerinde, bir bitkinin yanına oturuyor ve insan denilen yaratığın yanında hissettiği mide bulantısını, adına bitki denilen bu şeyin yanında hissetmediğini söylüyor. Burada da okuyucu olan ben şok oluyorum tabii ki… Hiç böyle bir şey aklıma gelmezdi doğrusu…( Tabii ki burada hikâye örgüsü başlarken ki komik olaylar zincirinden bahsetmiyorum, henüz okumamış olanlara fazla spoiler olur:)).
İnsanlar romanının konusu nedir?
Profesör Andrew Martin ünlü Riemann Hipotezini çözmüştür ( bizim nesilden sayısal okumuş olanlar Riemann serisini kullanmışlardır muhakkak…) ancak bu hipotezin çözülmüş olması bazı uzaylıları‼️ telaşlandırır. Hipotezin çözülmesi ile insan ırkının evrimsel ilerlemesinde bazı değişikliklerin olacağı varsayılmaktadır ama uzaylılara göre insanlık henüz buna hazır değildir.
Başlangıçta uzaylı insan ırkından ne kadar üstün olduğunu düşünüp oldukça kibirli olsa da yerine geçtiği bir insanı yaşıyormuş gibi taklit ederek dünya üzerinde yaşamını sürdürdükçe insanî bazı tutumların pek de fena olmadığını hissetmeye‼️ başlar. özellikle de Andrew’un oğlunu intihardan kurtarmayı isteyerek başarmasından sonra olayların seyrinde bazı değişiklikler olur.
Kitaba dair düşüncelerim:
Aslında giriş paragrafında bahsettim biraz ama ekleyeceklerim var tabii ki…uzun zamandır bu kadar eğlenerek okuduğum ve aynı zamanda düşündüğüm bir roman olmamıştı. Genellikle düşünürem kitapların insanı derin düşünmeye iten ağır, oturaklı bir havası olur. Severek okursun, olay örgüsüne kapılırsın ama atmosfer çoğunlukla ciddidir.
Haig’in İnsanlar romanında ise ev dışı bir mekânda da okuduğumda kahkaha atmamak için kendimi tuttuğum zamanlar oldu. “…ya hakikaten bunu neden düşünmemişim hiç…” diyebildiğim her cümle, her an benim için zaten çok keyiflidir; bir de buna eğlenebilmek de eklendiğinde çok tatlı oldu doğrusu…
Birçok insan Haig’in “Gece Yarısı Kütüphanesi” kitabına toz kondurmazken benim şu an favorim “insanlar”…Bakalım çağdaşımız olan bu yaşayan yazarın başka hangi kitapları favorimiz olacak?
Şimdilik Matt Haig’in kitaplarından okumak istediğim ve sıraya aldığım kitabı Hayat İmkânsız (The Life Impossible) adındaki romanı…
Herkese keyifle okuyacakları kitapları okuyabilme isteğiyle olduğu günler dilerim.🌸


