Nisan ayı hem bahar çiçeklerinin mis gibi kokularıyla doğamızı süslemeye, gözlerimizi ve hislerimizi şenlendirmeye başladığı hem de gökyüzünün genellikle gözünün yaşlı olduğu bir aydır. Hele ki benim gibi çocukluğunda, gençliğinde, ileriki yıllarında öğretmenlik yaptığı dönemlerde 23 Nisan kutlamalarına tören hazırlığı yapanlar iyi bilirler ki her 23 Nisan’da da mutlaka yağmur yağar:)
Yağmur esasında berekettir, rahmettir. Tam da bu zamanda yağması tarlaların, bağların, bahçelerin suya doyması, ürünlerin bereketli ve verimli olması anlamına gelmektedir.
Yağmuru çok olan ülkelere gittiğimde de orada yaşayan insanların yağmurdan kaçmamaları dikkatimi çekmişti. Yağmurun altında normal yürüyüşlerini sürdürüyorlar, bisikletlerini sürüyorlar hatta bir köşede durup sakince sohbet bile edebiliyorlardı. İşte en son o durup keyifle sohbet eden insanları gördüğümde “…her gün bu doğa olayıyla yaşıyorlar, bunu gerginlik sebebi yapmaktansa normal karşılamayı öğrenmişler…Ne güzel…” dedim ve iç dünyamdaki bazı çekmeceleri yeniden düzenledim;)

Hepimizin olaylara, durumlara verdiği tepkiler çok çeşitli değil mi? Bu çeşitlilik yaşamın monotonluğunu kırmıyor mu? gibi gibi düşüncelerle zaman zaman çok meşgul olurken geçen gün yaptığım bir yürüyüş esnasında dinlediğim bir podcast tam da bu düşüncelerimle çok örtüştü ve bu yazıma da ilham oldu.
İnsanlar her zaman ev, okul, işyeri, toplum içinde normal davranışlar sergilemeye yönlendiriliyor değil mi? (Aslında bu kötü bir yönlendirme değil; özellikle nüfus yoğun yerlerde toplumsal kuralların uygulanabilmesi için bir gereklilik) Peki öyle davranışlar sergilemeye çalışsa da herkes gerçekten normal mi? Normal derken neye göre, hangi kültüre ve hangi koşullara göre normal? Bu sorular o kadar çeşitlendirilerek sorulabilir ki inanamazsınız…Çünkü bana göre kaç insan varsa yeryüzünde o kadar normal tanımı yapılabilir…
Burada atlanılmaması gereken bir konu içinde yaşanılan toplumun “normal” kavramına saygı duyulup uyum sağlanılmasının da gerekli olduğunu unutmamak gerektiğidir.
Her insan, her aile, her topluluk ve her toplum kendi normalini yaşamıyor mu? Bu konuyu daha çok uzatabilirim ama esas slow life düşüncesine bağlamak istiyorum ve soruyorum her birey moda mod birbirinin aynısı olsa ve aynı davranışları sergilese birbirinin dikkatini çeker miydi? Her bireyin günün içinde kendine alan açma metodu, zamanı genişletme tarzı aynı olsa her hafta onlarca madde yazmaya gerek kalır mıydı? (…ki eminim o onlarca maddeye okuyan herkesin kendi onlarca maddesi ekleniyordur).
Dolayısıyla sevgili okuyucum, ben kendi sakin yaşamımda kullanabileceğim metotlardan bahsediyorum ki belki ilham olur diye, sen kendi yaşamının içinde kendi sakin kalma, alan açma ve zamanı genişletme metotlarını kullanabil ve kendi normalinde kendi hızında yavaşlayabil diye…
Evet, kavramı başlığa yazıp hiç açıklamamış olabilirim ama aslında gizli anlam ile bahsetmiş oldum bence…Nöroçeşitlilik (neurodiversity) esasında insan beyninin sosyalleşme, öğrenme , akademik yaşamlarındaki doğal farklılıkların birer hastalık değil de biyolojik çeşitlilik olduğunu benimseyen bir yaklaşıma verilen addır. Üzerinde çalışıldıkça, konferanslarda konuşuldukça eminim ki daha da açılan anlamları ortaya çıkacaktır. O zaman belki daha ayrıntılı konuşup yazabiliriz belki ama bugün burada benim anladığıma göre bu yazımın konusuna ilham oldu bu kavram…

Ağaçlar çiçeklerini açmış her yer mis gibi kokarken bir de yağmur yağıp baharda yağmurun kokusunu alırken bakalım bu hafta kendimize nasıl alan açabiliriz?
1.Yağmur yağarken bir fincan çayımızı ya da kahvemizi alarak dışarı çıkalım ve fincanımıza düşen damlalar gülümseyerek biraz düşünelim.
2.Yağmur yağarken bir çiçeğin ya da bir ağacın o damlalarla beraber fotoğrafını çekelim ve ışığın yansıması hakkında biraz düşünelim.
3.Balkonumuza ya da bahçemize bir kâse koyup “Nisan Yağmuru” biriktirelim ve atalarımızın şifalı olduğuna inandığı bu suyla ister saçlarımızı durulayalım isterse de ev bitkilerimizi sulayarak can katalım.
4.Mutlaka fırınımızda bir kek ya da çörek pişirip arkadaşlarımızla, komşularımızla paylaşalım.
5.Her gün en az 10 dakika yürüyelim eve bu yürüyüş esnasında değişen kuş seslerine odaklanalım.
6.Bu hafta farklı bir podcast dinleyelim.
7.Bu hafta epeydir yapmamız gereken ancak yapmayı ertelediğimiz işlerden birisini seçip yapıp bitirelim.
8.Her zaman aynı şekilde yaptığımız bir işi ya da davranışı farklı bir şekilde yapmayı deneyelim.
9.İşe , okula ya da bir tanıdığımıza gitmek için her zaman kullandığımız yolu kullanmayıp bu kez başka bir yoldan gidelim.
10.Bu hafta her gün beş yeni kelime ya da terim öğrenip ajandamıza bir cümle içinde kullanarak yazalım.
11.Hangi ağaç ya da çalıların yapraklarının çıktığına dikkat ederek bir çevre gezisi yapalım.
12.Sosyal medyada beğendiğimiz bir posta olumlu bir yorum ya da beğeni bırakalım.
13.Ailemiz için geleneksel bir yemek pişirelim ve özenli bir sofrada ikram edelim.
14.Hasta ve yaşlı bir tanıdığımızı sevdiği bir şeyi alarak ziyaret edelim.
15.Sevdiğimiz bir şairin bir şiirini okuyalım ya da dinleyelim.
16.Her zaman kitap okuduğumuz saatin dışında bir zaman en az iki sayfa kitap okuyalım.
Neden bu yazı dizisini Çarşamba günleri yayınlıyorum?
☕️ Belki de slow life dediğimiz şey sadece unutulmuş bir hatırlayıştır. Bu sebepten ben de her Çarşamba kendime de hatırlatıyorum:
☕️ Hayat aceleyle değil, ritmiyle güzel.
Çünkü Çarşamba, haftanın tam ortasında durup nasıl başladığımızı, nasıl ilerlediğimizi ve haftayı nasıl tamamlamak istediğimizi fark etme günü. 🌿🪻🌿🌼🌿🌷


