Serbest Konulu Yazılarım - Yaşam

Sessiz, sakin ve yavaş değişimlere müsaade etmek…

“Niyet ettik bu sene yavaşlamaya ve bizi geriye çeken her şeyi geride bırakmaya…”

Bildiğimiz gibi yılın son ayı olması sebebiyle Aralık ayı bizi bir iç hesaplaşmaya, geride kalan yılı eksiğiyle fazlasıyla değerlendirmeye ve gelecek yıla dair eski planlardan işleyenleri pekiştirmeye ve yepyeni planları devreye sokmaya iter. Doğası gereği de eski olanları düşünürken hüzünlü, yenilerini de genellikle neşeli müzikler eşliğinde yaparız. En azından sevdiğimiz bir slow müzik eşliğinde…

Madem sakin ve yavaş yaşam akımına kendimizi kaptırmak istiyoruz o hâlde 2026 için alacağımız kararlar ve uygulama biçimlerinin de genel bir çerçevesini çizip kalanını akışa bırakabilmeliyiz derim.

Akışa bırakmak nedir?

Günlük hayatımızın bir ritmi var öyle değil mi? Yeni dileklerimiz de bu günlük hayat ritminin içine dahil olmak durumunda…İşte bu dahil etme sürecini zorla, iteleyerek yaparsak kısa süre içinde bizi yorar ve önce isteksizliğe sonra da başarısızlık duygusuna sebebiyet verir. Tâ ki yeniden durumu ele alana kadar…

Oysa yorulduğumuzda, üzüldüğümüzde, kırıldığımızda bunun geçici bir durum olduğunu kendimize telkin edebilirsek, olduğumuz anda, olduğumuz yerdeki kişinin de kendimiz olduğunu görebilirsek, sıkıcı, yorgun, umutsuz durumun içinden çıkıp yeniden cıvıldayabileceğimizi görebilirsek işte o zaman akışta kalmayı başarabilmişiz demektir. Başaramamışsak da bu kendimizi cezalandırmamızı gerektirmez sadece şefkatle kavrayıp kendimize anlayış göstermemizi gerektirir. Önemli olan bir duruma saplanıp kalmamaktır.

Kendimize nasıl şefkat gösterebiliriz?

Akışta kalmaya niyetimiz varsa, içimize nazikçe bakabilir, kendimizin duygularını esnek bir şekilde tartabilir ve şeffaf bir şekilde kendi iç dünyamızı görebiliriz.

Duygularımızı esnek bir biçimde nasıl tartabiliriz:

-Olanlar için kendimizi acımasızca eleştirmek yerine önce neden bu şekilde olduğunu sonra da aslında nasıl olabilirdi sorularının cevabını kendimize en gerçekçi şekilde anlatabilmeliyiz.

-Olmasını istediklerimizin de içimizde zamanla kök salmasına ve gelişip büyümesine alan tanımalıyız. Bu süreçte de ara ara durup durum güncellemesi yapabilmeliyiz.

-Zaman zaman gün içinde bizi nelerin heyecanlandırdığına, nelerin neşelendirdiğine bir göz gezdirmeli ve bu anların çoğalmasına müsaade etmeliyiz. Bir hafta, bir ay, üç ay sonra geriye dönüp baktığımızda da küçük küçük anların toplamda nasıl daha büyük bir mutluluğa vesile olduğunu ve bunun yavaşça nasıl gerçekleştiğini görebiliriz.

-Gerçekleşemeyen durumlar karşısında birden alev almak yerine nazikçe içimize bakıp yeniden bir inceleme zamanı (me time) yaratabiliriz.

Yeni yıla girerken, ilkbahara kadar günlük rutinlerimizde nelere yer açabiliriz?

  1. Bazı ritüelleri hayatımıza katabiliriz. Sabah yarım saat erken kalkıp sabah yazıları yazabiliriz. Bu yazıları yazarken bir mum yakıp mum ışığında yazmayı deneyebiliriz. Gece yatmadan önce günlüğümüze bir cümle dahi olsa bir not düşebiliriz. Sabah kahvesini içerken bir arkadaşımızla telefonda ya da yüz yüze sohbet edebiliriz.

2. Kış mevsimini olduğu gibi kabul edebiliriz. Soğuktan, yağmurdan, çamurdan, buz tutan araba camını kazımaktan, kaymaktan, ayaklarımızın ve ellerimizin üşümesinden sızlanmayı bırakıp olanı olduğu gibi kabul edip yeni çözüm yolları bulabilme becerilerimizi günden güne nasıl geliştirebildiğimizle gurur duyalım. Bu duygunun da bizi nasıl rahatlattığını, rahatladıkça nasıl yeni fırsatları yakalayabildiğimize ve mevsimin tadını çıkarıp ilkbahara nasıl da daha erken ulaşabildiğimizi görerek yavaşça elde edebildiğimiz mutluluğun tadına varabiliriz.

3. Evde yapabildiğimiz küçük şeylerle mutlu olabiliriz. Yeni bir yemek tarifini denemek, yeni bir bere ya da kırlent kılıfı örmek, bir iki tablonun yerini değiştirmek, olanak varsa yeni çiviler çakıp 😊 yeni tablola ya da çevirmeli bir takvim asmak, iş dışında yeni yaratıcı projeler geliştirmek ya da sıfır atığa dayalı DIY yapmak.

4.İş hayatında günlük rutinleri sürdürürken beş dakikalık yaratıcı ve öğretici anlar yaratabiliriz. Beş dakika boş boş bakarak ya da başka ekran kaydırmalarıyla uğraşarak zihnimizi dinlendirdiğimiz sanmak yerine bir iş arkadaşına yardımcı olmak, bir soruna çözüm bulmak ya da yepyeni bir durumu araştırmaya başlamak gibi yaratıcı ve öğretici anların tadını çıkarabiliriz.

5. Günde en az 10 dakika dışarda zaman geçirmeliyiz. Eğer evden işe işten eve rutinimiz varsa ya da evden hiç çıkmamızı gerektirmeyen bir durum içindeysek önceleri kendimizi beş dakika sonra 10 dakika ve sonra daha uzun olacak şekilde dışarda tutmayı başarabilmeliyiz. Soğuk havada zaman geçirmek başa çıkabilme becerilerimizi aktive edecek, zihnimizi başka bir durumla uğraştırarak dinlendirecek ve de beden sağlığımızı kuvvetlendirecektir.

6. Daha sağlıklı beslenmeye çalışabiliriz. Elimizden geldiğince yediğimiz içtiğimize dikkat ederek yeme rutinlerimizi düzenlemeliyiz. Burada “elimizden geldiğince” tanımlaması önemlidir. Yaptığımızda abartısız bir sevinç yaşayıp yapamadığımızda umutsuzluğa düşmemek akışta kalabilmek için önemlidir.

7. Günlük yürüyüş ve egzersizlerimizi ihmal etmemeliyiz. Günde 10- 20- 30- 40- 50 dakika ya da 1 saat yürüyebilmek sağlığımız açısından önemlidir. Özellikle de dış ortamda. Her sabah kalktığımızda ve her akşam evimizde yapacağımız günlük egzersizler de önemlidir. Ancak bir şekilde bunları yapacak zamanımız olmayacaksa ya da içimizden gelmiyorsa kendimizi en azından beş dakika bu aktiviteleri yapmak için zorlayabilirsek zorlayıcı ve baskılayıcı olmadan, sakinlik ve yavaşlık prensibinden uzaklaşmadan kendimizi başarısızlık hissinden kurtarabiliriz

8. Evimizde kendimize bir sakinlik köşesi, dua, meditasyon köşesi oluşturabiliriz. Bu imkânsızsa birkaç eşyayı sakinleşmek istediğimiz, dua etmek istediğimiz, meditasyon yapmak istediğimiz alana kısıtlı süre için götürüp kendimize düşünmek, dua etmek, akışta kalabilmek için alan yaratabiliriz.

9. Her gün bir canlıya iyilik yapabiliriz. Bitkilerimizin bakımını yapabilir, bir sokak hayvanını besleyebilir, üşümüşse ısınabileceği bir an yaratabilir, bir insana herhangi bir şekilde yardım edebilir, sevindirebilir, güldürebiliriz.

10. Her gün en az iki sayfa okuyabiliriz. Okuma yazma bilen bir insan kendine sevebileceği bir alanda en az iki sayfa okuma becerisini gösterebilecek durumdadır ve bunu ihmal etmemelidir. Okumak zihni aktif tutabilen önemli bir araçtır. Zevklidir, ufuk açıcıdır, öğreticidir.

NOT:

Yukarıda yazdığım ve yazmadığım pek çok şey “…bunu yapmalıyım…” diye bir zorunlulukla yapılması gereken şeyler değil. Okunduğunda ben dahil herkesin kendi hayatına uyarlayıp sakin ve yavaş yaşamı tercih ederek yapabileceği şeyler olmalıdır. Aklına gelen başka şeyler varsa lütfen sen de bana yaz.

Neden bu yazı dizisini Çarşamba günleri yayınlıyorum?

☕️ Belki de slow life dediğimiz şey sadece unutulmuş bir hatırlayıştır. Bu sebepten ben de her Çarşamba kendime de hatırlatıyorum:

☕️ Hayat aceleyle değil, ritmiyle güzel.
Çünkü Çarşamba, haftanın tam ortasında durup nasıl başladığımızı, nasıl ilerlediğimizi ve haftayı nasıl tamamlamak istediğimizi fark etme günü. 🌿☃️

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir