Aslında okuyup bitirdiğim diğer kitaplarımı yazmak istiyordum ancak geçen ay okuduğum ve başlıkta adı geçen romanın konusu Ramazan Bayramı’nda gidip gördüğüm bir ülkede geçince hemen sıcağı sıcağına onu yazmak istedim😊
Nasıl mı karar verdim bu kitabı okumaya?
Değişik bir ülkeye seyahat etmeden önce orası ile ilgili romanları da araştırıyorum. Böylelikle gideceğim ülkenin bir yazarının ağzından o ülkenin bazı sokaklarını gezme, o ülke insanlarının geçmişten bugüne neler yaşadıklarına, nasıl hissettiklerine dair mini bir araştırma yapma fırsatım oluyor. Böylelikle o ülkeye gittiğimde kısacık günlerime bazen aylar bazen yıllar sığdırabiliyorum.
Magda Szabó Macar kadın yazar…Romanını da sanki kendi ağzından yazmış gibi…Sanki konuşur, derdini anlatır gibi…Ya da sen ona kahveye gitmişsin de o da günlük hayatını sana anlatır gibi…Düşüncelerini, sevindiği, pişman olduğu anları, meraklarını ve merak ettiklerini öğrenince hissettiklerini anlatır gibi…Sık sık acaba kurgusal bir anlatım mı yoksa gerçekte olanlar mı? diye sizi düşüncelere iter gibi…
Zaten serin bir havada Budapeşte’yi gezeceğim de belli olduğuna göre bu kitabı okumak ve anlamaya çalışmak kapalı hava ile de uyumlu olacaktı, aldım ve okudum.
Kapı romanının konusu nedir?
Kitabın konusunu oluşturan durumlar ve olaylar 1956 devriminden sonraki Budapeşte’de geçmektedir.
Eşi ve bir köpeğiyle yaşayan bir yazar, evin işlerini yapacak yarı zamanlı bir hizmetçi tutmaya karar verir. Siyasi sebeplerden dolayı kariyerini bir süreliğine dondurmuştur ve yazma işlerine odaklanmaya karar vermiştir. Kadın yazarın eski bir arkadaşı iş disiplini yüksek olan, ciddi ve ketum bir kadın olan Emerence’i tavsiye eder ve görüşürler. Emerence çok seçicidir ve herkesin işlerini yapmaz. Burada seçici olan işveren değil Emerence’dir ve evde yaşayan bu karı kocadan kavga etmeyecekleri ve sarhoş olmayacaklarına dair referans bile talep eder.
Bu şekilde başlayan iki kadının arasındaki inişli çıkışlı, öfkeli sevecen, birbirlerini ve hayatı anlamaya yönelik, gerilimli bir atmosferi olan çok da kolay okunamayan bir roman Kapı…
Ancak hem romanın atmosferinden dolayı okurken biraz sıkılıyor hem de ertesi gün “ne oldu acaba?” merakı ile okumaya devam ediyorsunuz.
Romanda iki kadın arasındaki yirmi yıl boyunca yaşanan bir tür bağımlılık ilişkisine dönüşen bir ilişkiyi okurken sanki bunun Macaristan için de bir metafor olduğu düşüncesine kapıldım…Keder, içe kapanma, dalgalı ruh haline sahip olma, yaşanan büyük fedakârlıklar, verilen tavizler, reddedilişler, kabul edilişler, sevgiyi ifade edebilmekten çok davranışlarla gösterebilme gibi duyguların yansıması sanki ülkenin yaşadığı travmalara dem vurur gibiydi. Tabii ki burada gidip ülkeyi gördükten sonra mı bu çıkarıma vardım yoksa okurken mi bilemiyorum gerçekten…
Böyle bir romanın hakkında okuduktan neredeyse iki ay sonra yazınca, okuduğum zamanki içsel yorumlarımın üstüne ne yorum ekledim ayırt etmesi bazen zor oluyor. Ancak neleri neleri bahsetmedim ve özellikle spoiler olmaması adına anlatmadıklarımın çoğu da aklımda…
Okuduğum ve blogda yazdığım tüm kitaplar adına bir son söz:
Sonuçta ben okuduğum kitaplarla ilgili yazmaya kendime bir challenge ilan ederek başladım. Ne okuduğumu, yazarını ve konusunu unutmamak adına yazmaya başladım. Buraya aktaramadığımdan daha çok kurgu ve kurgu dışı kitap, dergi ve hâlâ gazete okuyorum ve yazmaya yetişemiyorum.
Bunu herhangi bir gösterme arzusu ile de yapmıyorum. Kimsenin kişisel zevkiyle de ilgilenmiyorum açıkçası…Tıpkı blogumu kurmamın temel amaçlarından biri olan “…çoğu kimseye anlatamadığım, paylaşamadığım ama paylaşsaydım çok mutlu olup kendimi daha da geliştirebileceğim, öncelikle henüz doğmamış torunlarıma, blogumdaki başlıkları görüp merak edip açıp okuyanlara ilham olmak…” için yazıyorum.
Yani kitap eleştirmeni, reklamcısı değilim.Bu yazılarımı okuyan okurlar, haklarında yazdığım kitapları alıp okurlarsa ne âlâ okumazlarsa da onların zevki ve bilebileceği bir şey elbetteki…Ben esas ilerde torunlarım okuduğunda benimle kitaplar hakkında konuşurlarsa çok mutlu olurum🙏


