Serbest Konulu Yazılarım - Yaşam

Nazikçe Nisan ayına başlıyoruz…

Hayat çok farklı şekillerde evrilebiliyor…İstediklerimiz, tahmin yürüttüklerimiz, beklediklerimiz ve olanlar arasında dönüp duruyoruz.

(Bu yazım ilkbaharın bu ilk günlerinde biraz da iç dökme ihtiyacımın bir ürünüdür. İsteyen direkt bu iki bölümü atlayıp “…neler yapalım?…” başlığına geçebilir.)

Eskiden olsa telaşlı ve koşturmalı karşılayacağım her durumu dışsal bir telaşa kapılmadan, koşuşturmadan karşılayabiliyorum artık, çok şükür…Peki gerçekten telaşsız mıyım?

Hayır tabii ki içsel bir telaşım maalesef ki her daim var ve kimi zaman bu telaşı dışıma çıkarmamak için zor duruyorum ve kendimi 1-2-3 lerle sakinleştirmeye çalışıyorum. O içsel telaşımı da ehlileştirmeye çalışıyorum. Mart ayı bitip Nisan ayı başlarken de epeyce bir yol katettiğimin farkına varıyorum ve bana iyi gelenleri size de iyi gelsin diye sürekli paylaşıyorum.

Biliyorum ki paylaştıkça güzellikler çoğalır. Bir hoş seda bırakabilirsem bu dünyada, varoluşum taçlanacaktır eminim…

Her neyse Nisan ayı bademlerin, eriklerin, kayısıların çiçeklerini pıtır pıtır açtığı, kış mevsimini kasvetli yaşayan bir şehre tatlımsı kokuları ve bembeyaz, pespembe çiçekleriyle mutluluk katmaya başladığı bir ay…Nisan ayı doğanın da insanların doğasının da değişip dönüştüğü bir ay…Nisan ayı “Nisan Yağmurları” ile adeta bir bereket ayı…Nisan ayı balkonları, bahçeleri yaz mevsimine hazırlamanın ayı…Nisan ayı şakacı, neşeli bir ay…Umarım güzelliklerle dolu bir ay olur🌸🌿🌸

Neden bu çabam?

Hayat belli bir ritim içinde ve belli bir olaylar örgüsü ile akıyor. Anne olduğumuzda yanlış anladığımız ve bu yanlış anladıklarımızın çoğunun doğrusunu anlamak için de elliyi geçmemiz gereken durumlarla karşılaşıyoruz. Biz anne ve babayız çocuklarımızın doğmasına yaradanın emri ile aracılık ediyoruz aslında. Onların sağlıklı bir şekilde büyüyüp iyi bir eğitim almalarını sağlayıp evde de iyi bir aile ortamında yaşatıp hemen hemen doğru seçimleri yapmalarına vasıta oluyoruz. Yetişkin olduklarında da her ne olursa olsun “…biz bir aileyiz, her zaman birbirimizi sever, sayar, destek oluruz…” cümlesini unutmamalarını sağlamaya çalışıyoruz.

Biz çocuklarımızın sahibi değiliz yani…Biz ne istersek onu yapmak durumunda değiller…Onlar ayrı ayrı bireyler ve biz onları çok sevdiğimiz için çocukken her türlü kötülükten korumakla mükellefiz ancak yetişkin olduklarında görünmez olarak yapabildiğimiz ölçüde kötülüklerden korumaya çalışıp etraflarına kenetlediğimiz kollarımızı açıyoruz ki kendi kanatlarıyla uçabilsinler…

Annelik öyle bir yüklenmiş ki içime yazarken bile kalbim ile midem arasına sanki bir bıçak saplanmış ve ben de nefes alamıyormuşum gibi…Ama bana dışardan bakan herkes son derece ciddi, istekli bir şekilde işleri halleden, sağlıklı bir uçuş için kanat antremanı yaptıran, konular hakkında şakalar yapıp kahkahalar atan soğukkanlı bir insanla karşılaşıyorlar. Görüyorum ve duyuyorum… Çevremdekilerin bazıları bana bakıp duvara tosluyorlar “…nasıl bu kadar mantıklı konuşup sakin kalabiliyorsun?..” diyen de var; bakışı, duruşu ile imâ eden de var, hadsizlik yapıp “…ben o kadar çok seviyorum ki gözümün önünden ayıramam…” deyip “…sen nasıl yapıyorsun…” diyerek kendi elindeki bıçağı son bir darbe olsun diye bana saplayan da var…Bazen sendeleyip gözlerimin dolduğu görülüyor elbette ancak yıllardır pek çok duruma, söze karşı şerbetlendiğim için ancak o kadar işte…

Önce sağlıklı bir şekilde yaşlanabilmek için kendime ve sonra da görünmez kanatlarımla her zaman ailemi koruyabilmek için sevdiklerime karşı dışsal olarak sakinleştirdiğim tüm telaşlarımı içsel olarak da sakinleştirebilmem gerekir. Bunun için de birkaç yıl önce karşılaştığım slow life akımına müteşekkirim. Bunu anlayıp idrak edebileceğim bir aklım olduğu için de yaradanıma şükran doluyum.

Nisan ayının ilk haftasını sakin, nazik ve yavaşça geçirebilmek için neler yapalım?

1.Uyumadan önce sevdiklerimize onları ne kadar çok sevdiğimizi söyleyelim ve onlarla ilgili bir anımızı daha günlüğümüze yazalım.

2.”…Artık günlük tutan mı var?…” diyen arkadaşlarımız var ise onlara çocukluğumuzda bize dayatıldığı gibi her gün ruhsuz bir şekilde kayıt almadığımızı, ister her gün isterse de canımızın istediği bir gün gerçekten yazmak istediğimiz şeyi yazmak için genel geçer adı “günlük” olan bir defter ya da ajanda tutulabileceğini anlatmak için on dakika zaman ayıralım.

3.Gitmek, gezmek, görmek istediğimiz ülkenin önemli bir yazarını ve yazdığı bir romanı araştırıp en kısa zamanda okumaya başlayalım. Gittiğimizde gezdiğimiz her yerin daha anlamlı ve yaşanmışlık hissi ile dolu olduğunu görmek çok güzel oluyor.

4.Bir fincan çayımızı ya da kahvemizi alıp kapının dışına çıkalım ve hâlâ ne kadar soğuk olursa olsun, üşüyerek sıcak bir içeceği içebilmenin tadına, şükrüne varalım.

5.Güzel bir tarçınlı, bahar kurabiyesi pişirip arkadaşlarımız ve komşularımızla da paylaşalım.

6.Her gün en az 10 dakika yürümek için kendimize söz verelim (bunu yaparsak arkası da gelecektir:))

7.Her gün yatma hazırlığı yaparken en az 10 dakika da hafif egzersiz yapalım.

8.Her gün 10 dakika sadece etrafımıza bakarak düşünelim.

9.Mutfak çekmecelerimizi düzenlemeye zaman ayıralım.

10.”Hiçbir şey yapmak istemiyorum…” ânı geldiyse, programımız yoğun olsa bile en az on dakika hiçbir şey yapmadan oturalım ya da uzanalım.

11.Uzun bir süredir pişirmediğimiz geleneksel bir yemeği pişirelim.

12.Uzun bir süredir aramadığımız bir tanıdığımızı arayıp hâl hatır soralım.

Neden bu yazı dizisini Çarşamba günleri yayınlıyorum?

☕️ Belki de slow life dediğimiz şey sadece unutulmuş bir hatırlayıştır. Bu sebepten ben de her Çarşamba kendime de hatırlatıyorum:

☕️ Hayat aceleyle değil, ritmiyle güzel.
Çünkü Çarşamba, haftanın tam ortasında durup nasıl başladığımızı, nasıl ilerlediğimizi ve haftayı nasıl tamamlamak istediğimizi fark etme günü. 🌿🪻🌿🌼🌿🌷

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir