Serbest Konulu Yazılarım - Yaşam

Yavaş ve sakin bir yaşama alışabildiniz mi?

Slow Life geçip gidecek moda bir akım değil…” şeklinde iddialı bir cümle kurmak istiyorum. Yavaş yaşamak gün içinde yaptığımız işlere onu nasıl yapmak istediğimize dair bir niyetle başlamamızı, bu şekilde de yaptığımız işe daha iyi odaklanmayı sağlıyor. Bu şekilde işleri daha iyi, daha nitelikli hallediyor ve zaman bulunabiliyor.
Yavaş yaşama fikri günlerimizi nasıl yaşadığımıza dair daha bilinçli davranmayı içeriyor. Ezbere yapılmış bazı hareketlerin farkına varıp anlamını düşünmeye itiyor.
Yavaş yaşama fikrini benimsemek insanın iç dünyasını da çok zenginleştirir. Bu sebeple birçok kişi için gerçekleştiremese bile hoş bir düşüncedir ve bu düşüncenin geldiği an zihni yavaşlar. Günlük rutininizin içine bu tarzı aktarmakta zorlandığınızı düşünüyorsanız, daha fazla doğada zaman geçirmeye, “…benim vaktim mi var sanki…” diyorsanız ısrarla evinizde, balkonunuzda bir bitkinin bakımını gereği gibi yapmaya çalışın öncelikle…Sonra JOMO ( bazı aktiviteleri bilerek kaçırma ya da katılmama) yaşamanın keyfine bakmaya çalışın. Evet yeni bir kelime daha geldi FOMO dan sonra…


Yavaş yaşama alışabilmek için uzmanlar beş ana maddeyi yerine getirebilmeyi öneriyorlar:

1. Çevirim dışı kalın.

Öncelikle bir ekrana bakmadan beş dakika geçirmeye odaklanın. Sonra yavaş yavaş bu süreyi uzatıp kitap okumak, örgü örmek, çizim yapmak ya da doğayı seyretmek gibi eylemlerde bulunarak ekrana baktığınız süreyi kısaltın.

Elleri kullanarak yapılan faaliyetlerin ince motor becerilerini kullanmak gerektirdiğinden insanın ruhuna çok iyi geldiği, bilişsel düzeyinin daha iyi olmasını ve bu iyiliğin sürmesini sağladığı bilinmektedir. Sadece bu sebepten bile pasif bir şekilde ekrana bakmaktan daha üstündür.


2. Kendinize ait egzersizler yapın.

Egzersizin faydalarını saymakla bitiremeyiz. Elbette ki pek çok egzersiz hareketini görmüş ve uygulamışızdır ve hatta bazılarını düzenli olarak yapıyoruzdur. Beş dakika sabah beş dakika akşam yapıyorsak bile hiç yapmayan halimizden çok çok daha iyidir vücudumuz için…

Her egzersiz hareketi her insanda aynı etkiyi yaratmaz. Bu duyguyu çoğu zaman yapmamız gerek diyerek benimsemişizdir. Oysa kendi vücudunuzu tanıyabiliyorsanız, okuyup tanımaya çalışıyorsanız, kaslarınızı farkedebiliyorsanız neden kendi hareketlerinizi de uygulamayasınız? Evet, kendi vücudunuzun farkındalığına ulaşmaya çalışırsanız kendi ritminizi de bulabilirsiniz. Ellerinizi, kollarınızı, bacaklarınızı hissettiğiniz kasa göre hareket ettirebilirsiniz. Bunları vücudunuza saygı duyarak yapacağınız için kendinizi zorlayamayacağınızı, bunun sorumluluğunun kendinize ait olduğunu ve bilinçli hareket edeceğinizi varsayıyorum elbette…

Kendinin farkında olarak yapılan egzersizlerin, esneme hareketlerinin fasyada (vücudumuzdaki kasları çevreleyen bağ dokusu diyebiliriz…) biriken, duygularımızdan kaynaklı toksinlerin de atılmasını sağladığını söyleyen spor uzmanları bulunmaktadır. Bu şekilde hem fiziksel hem duygusal olarak bir rahatlama hissedebiliriz. Yavaş hareketler, zihnimizde zaman zaman yaşanan kargaşayı yavaşlatabilir.


3. Doğada vakit geçirin ya da doğanın parçasını evinize getirmeye gayret edin.

” Orman Banyosu” tanımlamasını okumuşsunuzdur. Hatta bazı ülkelerde doktorların reçetelere bile ilaç yerine forest bathing yazdığını da sosyal medyadan takip etmişsinizdir. Uzmanlar, doğada yapılan on dakikalık bir yürüyüşün bile stresi önemli ölçüde azalttığını, yürürken görülen ağaçlar, çiçekler, duyulan kuş sesleri, kedi miyavlaması, hissedilen kokular ve rüzgârın kişinin farkındalığını artırarak yaşamınızın içinde nitelikli bir yavaşlamaya sebep olduğunu ve mutluluk hormonlarının daha fazla salınmasını sağladığını söylüyorlar.

Yemyeşil bir alana erişimim çok zor diyorsanız da bir saksı bitkisinin yapraklarını temizlemek, besinini vermek ve sulamak da benzer etkileri yaşatabilir. Balkonunuza koyduğunuz çiçekli bir bitki hemen kuşların ve kelebeklerin dikkatini çeker. Bu şekilde onların sizin çiçeklerinizden beslendiğini görmek sizi ek olarak mutlu eder. Siz de o çiçekli bitkilerin kokularını hisseder, görsel şöleni ile bir fincan kahvenizi daha bir mutlulukla içebilirsiniz.


4. Hayal kurun.

Hayatınızı nasıl yaşamak istediğinize dair hayal kurun. Buradaki en önemli prensip olabilecek hayalleri önceliklendirmek, mümkünsüz gibi görünen hayaller kuruyorsanız olmadığında üzülmemektir. Hayalde de istikrar önemlidir. Bazı hayaller vardır bir ay içinde gerçekleşir bazı hayallerin gerçekleşmesi yıllar sürebilir. Önemli olan hayal kurmaktan vazgeçmemek ve gerçek hayattan uzaklaşmamaktır.


5. Bazı faaliyetlere katılmayın ya da kaçırın 🙂

Bazen bir buluşmaya gitmek istemez ya da hep yaptığınız bir aktiviteye o gün katılmak istemezsiniz öyle değil mi? FOMO’nuz varsa yani bir şeyleri kaçırma duygusu yaşıyorsanız kendinizi zorlayarak orada bulunmayı seçiyorsanız gidersiniz ya da katılırsınız. Bunun tersine, eğer yavaş yaşamın içinde bazen JOMO yaşayabileceğinizi de kabul ederseniz, daha ferah ve -mış gibi olmadan yaşayabileceğinizi görebilirsiniz.

Bir şeyleri kaçırmanın keyfi katılmadığınız faaliyetin arkasından kendinizi üzmemektir yani “…gitseydim daha iyi olurdu, ben yokken neler yapmışlardır, neler konuşmuşlardır?…” diye düşünmemektir. Aksine “…iyi ki kendime bugün bu alanı açabildim…” demektir.

Eğer günlük hayatınızı planlayabilir, bu planların arasında kendinize yer açmayı bilirseniz, önceliklerinizi sıralayabilir ve buna göre de bir durum yaşandığında JOMO yaşayıp yaşamamak istediğinize karar verebilirsiniz.


Neden bu yazı dizisini Çarşamba günleri yayınlıyorum?

☕️ Belki de slow life dediğimiz şey sadece unutulmuş bir hatırlayıştır. Bu sebepten ben de her Çarşamba kendime de hatırlatıyorum:

☕️ Hayat aceleyle değil, ritmiyle güzel.
Çünkü Çarşamba, haftanın tam ortasında durup nasıl başladığımızı, nasıl ilerlediğimizi ve haftayı nasıl tamamlamak istediğimizi fark etme günü. 🌿☃️

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir