Serbest Konulu Yazılarım - Yaşam

Sakin ve sıcak yaşanacak kış akşamları…

Aralık ayı içerisinde kendimize yapacağımız en büyük iyilik yavaş ve sakin yaşama alışkanlığını kendimize hediye etmek olacaktır. Bir kere bu hediyeyi kendimize vermeyi hak görebilirsek devamı da gelecek ve hayatımızı neşelendirecektir. Denemekten ne çıkar? Hadi deneyelim🌸

1. Kuzey yarımkürede kış mevsimine sağlıkla ulaştık. O hâlde neden kendimize tadını çıkaracak yönleri bulmuyoruz? Şikâyet etmenin pek de bir faydası yok ruhumuzu karartmaktan başka öyle değil mi? Oysa zaten kışın karanlık günlerindeyiz. O zaman ortamımızı ve içimizi aydınlatmanın zamanı gelmiş demektir. Peki soruyorum size niçin dışarının soğuk havasıyla inatlaşıp “…ince giyelim, ortamın ısısını artıralım…” diye uğraşıyoruz? Bu söylem dünyamıza zarar verdiği gibi (aşırı enerji tüketimi ve karbon salınımı…) bize de zarar veriyor. Evde veya ofiste sıcağa alışıp dış ortama çıktığımızda ” oh be açık hava ne iyi geldi…” demek yerine “…ayy çokk soğukkk…” deyip moralimizi bozup, üşüyüp, hastalığa açık hale geliyoruz. Ancak biraz lahana gibi giyinsek yani içte bir tişört, üstünde ince bir kazak üstünde hırka ya da içte bir tişört üstte sıcacık kış temalı kazaklarımız…Zevkinize, vücudunuzun ihtiyaçlarına göre kalın kıyafetler, eldiven, şapka, atkı gibi aksesuarlar çok güzel olmaz mı? Evde belki el işi çorap, yelek, kazak, hırka ya da hazır alınmış trikolar giysek enerjiyi abartmadan tüketsek…Sıcacık battaniyelere sarılsak…

2. Sıcacık giyinip battaniye altında oturup anın tadını çıkarmak istediğimizde bir fincan çay ya da bir fincan kahve hazırlayabiliriz. Hatta sıcaklık hissini mutfağımızdan odalarımıza kadar yaymak için bir fincan lezzetimizin içine tarçın, zencefil, karanfil, kakule gibi baharatlardan istediğimiz bir ya da birkaçını ekleyebiliriz. Göreceksiniz ki o koku bütün eve yayılacak ve ev atmosferini çok daha rahat ve huzurlu hissettirecektir. Hele o sırada kapı çalınıp içeriye sevdiceğiniz, çocuklarınız girdiğinde “…ah ne güzel kokuyor…” diyerek nefes alırlarsa mutluluğunuz ve huzurunuz iki katına çıkmaz mı?

3. Zencefil, tarçın, kakule derken aralık ayında evin atmosferine en çok yakıştırdığım taze kokuyu hatta içeceği de burada tarif etmek isterim:

Bir portakalı ve bir elmayı halka halka dilimleyip mini bir tencereye ya da bitki çayı çay potununun içine koyalım. İçine bir çubuk tarçın, dört beş tane karanfil, bir iki tane kakule, varsa bir tane yıldız anason, bir dal biberiye, bir parmak taze zencefil ekleyip tazecik suyumuz ile dolduralım. Ocağın üzerine yerleştirip şöyle yirmi dakika kadar kaynamaya bırakalım. Bu sürenin sonunda bir fincan alıp içebiliriz nefis mi nefis bir tadı var ( hatta tatlı isteğinizi de giderir;)). Ocağın alevini iyice kısıp bir on dakika daha kaynatırken kapağını da açık bırakıp tüm kokunun iyice evimize yayılmasına izin verelim. Emin olun harika hissedeceksiniz.

4. Sıcacık olduk, içeceklerimizi hazırladık, ortam mis gibi oldu. E artık birkaç sayfa da kitap okuyup yazılarımızı yazmayalım mı:) ister kendimizi kaptırıp sayfalarca okuyalım istersek de uykumuz gelene kadar birkaç sayfa…Aralık ayı bitmeden her gün kitap okumayı rutinlerimize, yavaşça, nazikçe katabilirsek yeni yılda istediğimiz kadar kitap okumaya oldukça yaklaşmış oluruz:) Bir de okuduklarımızı kitap ajandamıza kaydedebilirsek geri dönüp baktığımızda bir göz atıp hatırlayabiliriz o değerli anlarımızı…

5. Yavaşça kendimizi uykuya bırakmaya başlayabiliriz artık sanırım. Acele etmeden, kitap okuduğumuz, içeceğimizi içip ailemizle sohbet ettiğimiz alanı şöyle bir toparlayıp battaniyemizi katlayıp, tezgâhta biriken o güzelim tabak ve bardaklarımızı nazikçe bulaşık makinesine yerleştirip huzurla uyumaya gidebiliriz. Uyumaya geçmeden kişisel bakımımızı yapıp yatağımıza yatmadan önce ya da yattığımız sırada, henüz o teta alanındayken, dileklerimizi diler, dualarımızı edersek ertesi sabaha da o kadar enerji dolu başlayabiliriz.

☕️ Tüm bunları, birini ya da birkaçını yaparken arka fonda sözsüz hafif bir müzik de bize eşlik edebilir değil mi? Yukarıdaki maddelere elbette ekleyecek daha bir sürü şey vardır. İstersek o seçenekleri yazıp her güne bir tanesini uygulamayı da seçebiliriz. Ne dersiniz…

Neden bu yazı dizisini Çarşamba günleri yayınlıyorum?

☕️ Belki de slow life dediğimiz şey sadece unutulmuş bir hatırlayıştır. Bu sebepten ben de her Çarşamba kendime de hatırlatıyorum:

☕️ Hayat aceleyle değil, ritmiyle güzel.
Çünkü Çarşamba, haftanın tam ortasında durup nasıl başladığımızı, nasıl ilerlediğimizi ve haftayı nasıl tamamlamak istediğimizi fark etme günü. 🌿☃️

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir